İstanbul Kültür Üniversitesi Hukuk Fakültesi Ceza ve Ceza Muhakemesi Anabilim Dalı Üyesi Dr. Öğr. Üyesi Özge Sırma Gezer, İstanbul Güngören’de 14 Ocak’ta yaşanan ve 16 yaşındaki Atlas Çağlayan’ın hayatını kaybetmesiyle sonuçlanan olaya ilişkin Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının tamamladığı iddianameyi hukuki açıdan değerlendirdi.
İddianamenin ardından yeniden gündeme gelen akran şiddeti ve suça sürüklenen çocuk kavramlarını ceza hukuku çerçevesinde ele alan Dr. Gezer, “Akran zorbalığı yalnızca pedagojik değil aynı zamanda ciddi bir ceza hukuku sorunudur. Zorbalık çocukları hem mağdur hem de ‘suça sürüklenen çocuk’ konumuna taşıyabilir” dedi.
Dava Süreci ve İsimlerin Gizliliği
Atlas Çağlayan davasında henüz kesinleşmiş bir ceza bulunmadığını belirten Dr. Özge Sırma Gezer, iddianamenin Çocuk Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmesinin ardından duruşmalara başlanabileceğini ifade etti. Haber içeriklerinde, mağdurların aksine suçu gerçekleştirenlerin isimlerinin kamuoyu ile paylaşılmamasına yönelik tepkilere açıklık getiren Gezer, şunları söyledi: “Çocuk mahkemelerinin bir özelliği vardır, çocuk yargılaması gizli ve kapalı yapılır. Bu nedenle metinlerde, belgelerde isimler kodlanmış şeklinde paylaşılır.”
Çocukların Ceza Sorumluluğu ve Yaş Grupları
Dr. Öğr. Üyesi Gezer, Türk Ceza Kanunu’na göre çocukların ceza sorumluluğunun farklı yaş gruplarına göre belirlendiğini vurguladı. Atlas Çağlayan olayında iddianamede istenen cezaların kanuna göre doğru olduğunu belirten Gezer, şu detayları paylaştı:
“Ceza Kanunumuzda 0-12 yaş grubunda ceza sorumluluğu bulunmuyor, yalnızca güvenlik tedbirleri uygulanabiliyor. 12-15 yaş grubunda çocuğun fiilin anlam ve sonuçlarını kavrayıp kavrayamadığı değerlendirilerek indirimli ceza uygulanabiliyor. Bu suç özelinde, fiili gerçekleştiren 14 yaşında ve yüzde 50 indirim ile yarı cezayı çekecek. 15-18 yaş grubunda ise ceza sorumluluğu bulunuyor ancak yine indirimli ceza söz konusu oluyor. 15-18 yaş arasında ise cezada üçte bir oranında indirim uygulanıyor. Bu yaklaşım, çocukların gelişimsel özelliklerinin hukuk sistemi içinde dikkate alınması gerektiğini gösteriyor.”
Akran Zorbalığının Yaygınlığı ve Hukuki Boyutu
Dr. Gezer, akran zorbalığının özellikle ergenlik döneminde yaygınlaştığını ve toplumsal bir sorun olarak ele alınması gerektiğini ifade etti. Dünya Sağlık Örgütü verilerine dikkat çeken Gezer, “Zorbalık ve kavga gençler arasında oldukça yaygın. Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre gelişmekte olan 40 ülkede erkeklerin yüzde 42’si ve kızların yüzde 37’si zorbalığa maruz kalıyor. Öğrencilerin yaklaşık yüzde 15-25’i zorbalık mağduru, yüzde 15-20’si ise zorbalık faili olarak belirleniyor” dedi.
Akran zorbalığının yalnızca bir disiplin sorunu olarak görülmemesi gerektiğini söyleyen Gezer, bazı zorbalık davranışlarının doğrudan ceza hukuku kapsamında suç oluşturabileceğine dikkat çekti. Zorbalığın süreklilik göstermesi halinde eziyet suçu (TCK m.96) kapsamında değerlendirilebileceğini belirten Gezer, zorbalık nedeniyle bir öğrencinin okula gitmekten alıkonulması veya eğitim hayatının engellenmesi durumlarının eğitim ve öğretim hakkının engellenmesi (TCK m.112) suçunu gündeme getirebileceğini ifade etti.
Suça Sürüklenen Çocuk ve Aile Sorumluluğu
Çocuk Koruma Kanunu’nda suç işleyen çocuklar için ‘suçlu çocuk’ yerine ‘suça sürüklenen çocuk’ kavramının kullanıldığını hatırlatan Gezer, bu ifadede çocuğun yalnızca cezalandırılmasını değil aynı zamanda korunmasını ve rehabilite edilmesini esas aldığını söyledi. Gezer, “Aynı kanun zorbalığa maruz kalan çocukları da ‘korunmaya ihtiyaç duyan çocuk’ olarak tanımlıyor” dedi.
‘Suça sürüklenen çocuk’ tartışmalarında ailelerin cezalandırılmasına yönelik görüşlere de değinen Gezer, hukuk sisteminde suçun şahsiliği ilkesinin esas olduğunu belirterek şu önemli açıklamayı yaptı: “Hukukta suçun şahsiliği prensibi vardır. Bu nedenle suça sürüklenen çocukların ailelerine yönelik doğrudan bir yaptırım hukukumuzda bulunmamaktadır.”
Çocuk Koruma Kanunu kapsamında uygulanabilecek koruyucu ve destekleyici tedbirlere de değinen Gezer, bu kapsamda çocuğa ve ailesine psikolojik ve sosyal destek verilmesini içeren danışmanlık tedbirinin yanı sıra eğitim, sağlık ve barınma tedbirlerinin de bulunduğunu belirtti.
