Siyaset bilimci ve stratejist Mehmet Bozkuş, Türkiye’nin enerji arz güvenliğinde stratejik bir öncelik haline geldiğini belirterek, Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin (NGS) bu alanda yeni bir dönemin kapısını açtığını söyledi. Bozkuş, enerji arz güvenliğinin yalnızca ekonomik değil, doğrudan jeopolitik bir konu olduğunun altını çizdi.

Bozkuş, “Enerji arz güvenliği; yalnızca kaynak bulmak değil, kaynak çeşitliliği sağlamak, yerli üretim kapasitesini artırmak, depolama imkanlarını geliştirmek ve özellikle baz yük üretimini güçlendirmek anlamına geliyor” diye konuştu.
Enerji Arz Güvenliği: Çok Boyutlu Stratejik Zorunluluk
Bozkuş, Rusya-Ukrayna savaşı, Orta Doğu’daki gelişmeler ve Doğu Akdeniz’deki rekabetin, enerji arz güvenliğinin yalnızca ekonomik değil aynı zamanda jeopolitik bir mesele olduğunu açıkça ortaya koyduğuna işaret etti. “Enerji talebi sürekli artan, sanayileşme ve kentleşme süreci devam eden bir ülke olarak Türkiye, bir yandan ekonomik büyümesini sürdürmeyi hedeflerken diğer yandan dışa bağımlılığı azaltma zorunluluğuyla karşı karşıyadır” dedi.
Bu kapsamda Türkiye’nin yenilenebilir enerji yatırımlarını artırdığını, ancak sistemin dengelenmesi için alternatif ve kesintisiz kaynaklara da ihtiyaç duyduğunu vurgulayan Bozkuş, bu durumun yalnızca Türkiye’ye özgü olmadığını, küresel enerji politikalarında benzer bir yönelimin görüldüğünü ifade etti.

‘Enerji Arz Güvenliğinde Kritik Eşik’
Bozkuş, Akkuyu NGS’nin tam kapasiteye ulaştığında Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yaklaşık yüzde 10’unu karşılayabileceğini belirterek, “Bu durum, doğal gaz ithalatına dayalı elektrik üretiminin azalmasına ve cari açık üzerindeki baskının hafiflemesine katkı sağlayacak” değerlendirmesini yaptı.
Nükleer enerjinin baz yük üretim kabiliyeti sayesinde kesintisiz ve istikrarlı elektrik sağladığını vurgulayan Bozkuş, “Yenilenebilir kaynaklar hava koşullarına bağlı dalgalı üretim yapıyorlar. Nükleer güç santralleri ise 7 gün 24 saat yüksek kapasite faktörüyle çalışabiliyor. Bu özellik de enerji sisteminin dengelenmesi açısından kritik bir avantaj sağlıyor. Özellikle sanayi üretimi ve büyük ölçekli altyapı yatırımları için kesintisiz enerji arzı ekonomik sürdürülebilirliğin temel şartıdır” dedi.
Nükleer Enerji ve Teknolojik Eşik
Bozkuş, projenin Türkiye’nin nükleer teknoloji alanında insan kaynağı ve teknik kapasite geliştirmesi açısından da uzun vadeli kazanımlar sağlayacağını belirtti. Proje kapsamında Türk mühendis ve teknisyenlerin eğitim süreçlerinden geçtiğini, yerli tedarik zincirinin oluşmaya başladığını ve nükleer güvenlik kültürünün yerleştiğini ifade eden Bozkuş, bunun ileride kurulacak diğer santraller için önemli bir altyapı oluşturacağını söyledi.
“Bu durum, enerji alanında teknoloji transferi ve bilgi birikimi açısından stratejik bir eşik anlamına gelmektedir” diyen Bozkuş, nükleer enerji yatırımlarının aynı zamanda devlet kapasitesini güçlendiren bir unsur olduğuna işaret etti.

Yeni Nükleer Santraller Kritik Öneme Sahip
Bozkuş, enerji üretiminin coğrafi olarak tek bir noktada yoğunlaşmasının, doğal afetler, teknik arızalar veya jeopolitik krizler gibi durumlarda arzı ciddi şekilde aksatabileceğini belirterek, uluslararası güvenlik doktrinleri ışığında, Karadeniz ve Trakya bölgelerinde planlanan yeni nükleer projelerin enerji üretiminin bölgesel dağılımını dengeleyeceğini söyledi.
Birden fazla nükleer santralin devreye girmesiyle toplam elektrik üretiminde nükleerin payının artacağını ve ithal fosil yakıtlara bağımlılığın daha da azalacağını söyleyen Bozkuş, “Kalıcı ve sürdürülebilir bir enerji güvenliği için yeni nükleer santrallerin inşası, yenilenebilir enerji yatırımlarının sürdürülmesi ve yerli enerji kaynaklarının geliştirilmesi birlikte ele alınmalıdır” dedi.
Enerji Güvenliği ve İklim Hedefleri
Bozkuş, “Türkiye’nin düşük karbonlu bir üretim modeline yönelmesi zorunlu oldu. Nükleer enerji, karbon salımı düşük bir kaynak olarak bu dönüşümde önemli rol oynayabilir. Yenilenebilir enerji yatırımlarıyla birlikte düşünüldüğünde, nükleer enerji Türkiye’nin hem arz güvenliği hem de çevresel sürdürülebilirlik hedeflerine eş zamanlı katkı sunma potansiyeline sahiptir” diye konuştu.
Bozkuş, sözlerini şöyle tamamladı:
“Enerji, yalnızca ekonomik büyümenin değil, stratejik bağımsızlığın da temelidir. Türkiye’nin enerji arz güvenliğini güçlendirme yönünde attığı adımlar, kısa vadeli tartışmaların ötesinde, uzun vadeli bir devlet vizyonunun parçası olarak değerlendirilmelidir.”
