Milli Savunma Bakanı Yaşar Güler, Türkiye’nin güney sınırındaki güvenlik tehditlerine ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Bakan Güler, terör örgütü PKK ve bağlantılı grupların faaliyetlerine son vermesi ve silahlarını koşulsuz teslim etmesi için çalışmaların sürdüğünü belirterek, YPG/SDG unsurlarına da 10 Mart ve 18 Ocak mutabakatlarının gerekliliklerini hızlıca yerine getirme çağrısı yaptı.
PKK ve İltisaklı Gruplara Koşulsuz Teslim Çağrısı
Bakan Güler, sürecin başarısı için kritik bir mesaj verdi: “Sürecin başarısı için PKK ve iltisaklı grupların başta Suriye olmak üzere tüm bölgelerde terörist faaliyetlerine son vermeleri ve silahlarını en hızlı şekilde koşulsuz teslim etmeleri için çalışmalarımızı sürdürüyoruz.” ifadelerini kullandı. Güler, bu konuda komşu Suriye yönetimi ile yakın koordinasyon içinde olduklarını da sözlerine ekledi.
YPG/SDG’ye Mutabakat Uyarısı
Açıklamasının devamında Bakan Güler, sınır güvenliği ve Suriye’nin istikrarı için YPG/SDG unsurlarına doğrudan seslendi. Güler, “Hem sınırlarımızın güvenliği hem de Suriye’nin kalıcı istikrarı ve siyasi birliği için YPG-SDG unsurları 10 Mart ve 18 Ocak mutabakatlarının gerekliliklerini hızlı bir şekilde yerine getirmelidirler.” dedi. Bu ifade, Türkiye’nin bölgedeki terör unsurlarına yönelik kararlı duruşunu bir kez daha gözler önüne serdi.
Tehdit Bitene Kadar Operasyonlar Devam Edecek
Milli Savunma Bakanı, Türkiye’nin güvenlik stratejisinin değişmeyeceğinin altını çizdi. Güler, “Terör örgütünün ülkemize tehdit oluşturmayacağından emin oluncaya ve gerekli emniyet seviyesine ulaşıncaya kadar planlı faaliyetlerimizi kesintisiz olarak icra etmeye devam edeceğiz.” şeklinde konuştu. Bu açıklama, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin sınır ötesinde ve içeride terörle mücadele operasyonlarının aynı kararlılıkla süreceğinin işareti olarak yorumlandı.
Bakan Yaşar Güler’in bu açıklamaları, Türkiye’nin ulusal güvenlik politikaları ve bölgesel istikrar arayışındaki kararlı pozisyonunu net bir şekilde ortaya koyuyor. Özellikle Suriye’nin kuzeyindeki terör koridoruna yönelik mutabakatlara vurgu yapılması, diplomatik ve askeri kanalların birlikte işletildiği kapsamlı bir stratejinin parçası olarak değerlendiriliyor.
