Uluslararası Ekonomi Zirvesi’nde (UEZ 2026) uzmanlar, dünyanın çok kutuplu ve krizli bir döneme girdiğini vurgulayarak, İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzenin değiştiğini belirtti. Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, ‘Ekonomik güç savaşlarının küresel düzeni baştan kurguladığını’ ifade etti.

Küresel Riskler ve Paradigma Değişimi
Capital, Ekonomist ve Start Up dergileri tarafından bu yıl 15’incisi düzenlenen ve ‘Büyük Dönüşüm: Dayanıklı ve Sürdürülebilir Bir Küresel Sisteme Geçişin Pusulası’ temasını taşıyan zirvenin beşinci panelinde, ‘Çoklu Krizler Çağında Yeni Dünya Düzeni ve Riskler’ masaya yatırıldı. Gazeteci Ahu Tanrıkulu’nun moderatörlüğünü yaptığı panelde konuşan Zurich Sigorta Grubu Türkiye CEO’su Yılmaz Yıldız, küresel risk öngörülerini paylaştı.
Yıldız, “Biz her yıl global riskler raporu açıklıyoruz. 17 yıldır devam ediyor. Bunların çoğunun öngörülebilir olduğunu görüyoruz. Jeoekonomik karışıklıklar, olağanüstü hava olayları, yanlış bilgilendirmeler, toplumsal kutuplaşmalar gibi riskler bu yıl için öngörülüyordu. Ama neler kalıcı, neler geçici dediğimizde genel olarak kötümserlik hâkim. Yüzde 90’ı çok kötümser” dedi.

“ABD Ekonomik Gücünü Yeniden Kazanma Peşinde”
Çok kutuplu ve krizli bir dünya beklendiğini hatırlatan Yılmaz Yıldız, sözlerine şöyle devam etti:
“Burada kritik nokta şu: İkinci Dünya Savaşı sonrası kurulan düzen değişiyor. Bir daha savaş olmasın, ekonomik entegrasyon olsun, bunu düzenleyen kurumlar olsun gibi kavramlar ön plana çıkıyordu. İkinci Dünya Savaşı sonrası ABD’nin dünya ekonomisinden aldığı pay yüzde 50 iken, 2024’te yüzde 24’e düşmüş. Amerika’nın gücünü yeniden tesis etmek üzere hareket ettiğini görüyoruz. Bu paradigma değişikliği içinde İran, tüm bu büyük resimde bir detaydır. Esas mesele, Amerika’nın ekonomik gücünü yeniden kazanması üzerine kurulmuştur. Dünyada ne olacağını, yapay zekâdaki gelişim ve Amerikan iç politikası üzerinden okumanın doğru olduğunu düşünüyorum.”

“Petrodolar Sistemi Yıkılıyor, Devlet Müdahaleleri Artacak”
Panelde konuşan Üsküdar Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Deniz Ülke Kaynak ise, “Bir savaşın ortaya çıkması ve ateşkes olması, büyük resmin küçük bir parçası. Bu iklim değişikliğinin sonuçlarına bakalım. İçinde bulunduğumuz dönem, krizler dönemi” dedi.
Kaynak, sözlerini şöyle sürdürdü: “21’inci yüzyıl, küresel krizler yüzyılıdır. 11 Eylül’le başladık. Jeopolitiğin ön plana çıkacağı düşünülmemişti. Askeri harcamalar çok arttı. Krizlerin hepsini bir bütün olarak okumak gerek. Pandemide, devlet dediğimiz aygıtın bedenlerimiz üzerinde nasıl etkin olduğunu gördük. Hürmüz krizi bir petrol krizi olarak görünüyor. Ancak büyük bir değişime doğru gidiyor. Bir kere petrodolar sisteminin yıkılış sinyalleri geliyor. Yeni enerji, lojistik hatlarının şekilleneceği bir döneme gireceğimizi göreceğiz. Devletlerin her alana müdahale edeceği bir noktaya gidiyoruz.”

“ABD Hegemonyasının Sınırları Ortaya Çıktı”
Özyeğin Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Profesörü Prof. Dr. Evren Balta da değerlendirmelerde bulundu. Balta, “İran krizine bakalım; mesela askeri üstünlüğü yok ABD ve İsrail’e karşı. Ama Hürmüz Boğazı’nı kullandı. Zamana oynayarak karşı tarafın zayıflıklarına oynadı. Enerji dönüşümünden geçiyoruz. Bütün bunlar kazananlar ve kaybedenler yaratıyor” dedi.
Balta, sözlerini şöyle tamamladı: “Nedir Amerikan gücünün dönüşümü? Hegemonik gücün dönüşümünden bahsediyoruz. Yeni olan, dünyada düzeni kim kuracak? Bu soru yanıtlanmış değil. Ara dönemden geçiyoruz. Eski düzende Amerika; üretici, tüketici, güvenlik ve finansal alanda rol alıyordu. Daha sonra üretim Asya’ya kaydı. ABD tüketici olarak kaldı, açık vermeye başladı. Orta sınıf küçüldü ve Çin’in yükselişi rahatsız etmeye başladı. Çin, ABD tahvillerini azaltmaya başladı, Yuan ile ticareti artırdı. ABD’nin hesap etmediği çıktılar var. Doların rezerv para olması, İran savaşıyla daha da sarsıldı. Amerikan gücünün sınırları kendi düşmanlarına da gösterilmiş oldu.”

Zirvede uzmanlar, mevcut jeopolitik ve ekonomik gerilimlerin, küresel sistemde köklü bir dönüşümün habercisi olduğu ve bu süreçte ekonomik güç mücadelelerinin belirleyici olacağı konusunda hemfikir oldu.
