TBMM Suça Sürüklenen Çocuklara İlişkin Araştırma Komisyonu’nda yapılan bir sunum, çocuk adalet sisteminde aile sorumluluğuna dair çarpıcı bir öneriyi gündeme getirdi. Komisyona sunum yapan Dr. Saliha Merve Kaya, suça karışan çocukların ebeveynlerinin, çocuklarına karşı yasal yükümlülüklerini yerine getirip getirmediğinin araştırılmasını ve gerektiğinde ebeveynlere dava açılmasını önerdi.

Komisyon Başkanı’ndan Açıklama
AK Parti İstanbul Milletvekili Müşerref Pervin Tuba Durgut başkanlığında toplanan komisyonun açılışında konuşan Durgut, “Çocukların suça sürüklenmesinin önlenmesi, adalet sistemiyle temas eden çocukların korunması ve onarıcı yaklaşımların güçlendirilmesi komisyonumuzun çalışmalarında temel öncelikler arasında yer almaktadır” ifadelerini kullandı.
“Suç Makinesi Haline Gelen Çocuklar Var”
Dr. Saliha Merve Kaya, yaptığı araştırmalara dayanarak milletvekillerine önemli tespitler aktardı. Kaya, görüştüğü hakimlerin, “suç makinesi haline gelen çocuklardan” bahsettiğini ve bunlara ilişkin özel düzenlemeler yapılması gerektiğini vurguladığını belirtti. Kaya, “Mesela 70 davası olan çocuk var, o çocuk suç işlemeye devam ediyor. O yüzden bunlara özgü düzenlemelerin yapılması gerektiğinden bahsettiler” dedi.
Hakimlerin bir diğer önemli vurgusunun ise, bir çocuğun suça karışır karışmaz kendisini mahkeme karşısında bulması olduğunu aktaran Kaya, “Bu yüzden çocuğun son çare olarak mahkemenin karşısına çıkması gerekiyor şeklinde bir görüş belirttiler” diye konuştu.
Tedbir Kararı Oranları Çok Düşük
Kaya, yaptığı incelemelerde, çocuklara yönelik koruyucu ve destekleyici tedbir kararlarının oranının oldukça düşük olduğunu ortaya koydu. İncelediği 100 dava dosyasında, 12-15 yaş grubundaki 22 çocuktan sadece 2’sine, 15-18 yaş grubundaki 97 çocuktan ise sadece 1’ine bu tür tedbirler verildiğini gördüğünü söyledi. Bir çocuk savcısından aldığı bilgiye göre, ortalama olarak 900 çocuktan sadece 9’u hakkında soruşturma evresinde tedbir kararı verildiğini aktaran Kaya, bu oranın çok düşük olduğunu ve iyileştirilmesi gerektiğini vurguladı.

Çarpıcı Öneri: Ebeveynlere Dava Açılsın
Sunumun en dikkat çeken kısmı, ebeveyn sorumluluğuna ilişkin öneri oldu. Dr. Kaya, Türk Ceza Kanunu’nun 233. maddesinin, çocuğun bakım, eğitim, gözetim, koruma ve yardım yükümlülüklerini yerine getirmeyen ebeveynlere karşı uygulanabileceğini hatırlattı. Kaya, incelediği davalardan örnekler vererek şunları söyledi:
“Çocuğunun işitme cihazını almış, vermemiş; eğitim hakkını engellediği için 233’ten yargılanan bir baba gördüm. Onun dışında, eğer terk suçu oluşmuyorsa evinde çocuğunu ailesine bırakıp giden, maddi destek sağlamayan kişiler bakımından bu maddenin uygulandığını gördüm.”
Buradan hareketle çarpıcı bir öneride bulunan Kaya, sözlerini şöyle sürdürdü: “Dolayısıyla da tersten düşünecek olursak şöyle bir şey olabilir: Diyelim ki suça sürüklenen çocuğun suç işlediği anlaşıldı, bu çocuk suça sürüklendi ve şuna bakabiliriz: Ebeveynleri acaba, gerçekten, 233 kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmiş mi? Getirmemişse aynı zamanda bundan da dava açılabilir.”
Bakanlık Yetkilisinden Açıklama
Toplantıda söz alan Adalet Bakanlığı Adli Destek Mağdur Hizmetleri Dairesi Başkanı Meral Gökkaya ise, sistemdeki en büyük açığın kurumlar arası iş birliği alanında olduğunu vurguladı. Yargı reformu strateji belgesinde, 15 yaşından küçük ve ilk defa suç işleyen çocuklar için ağır cezalık olmayan suçlarda alternatif yöntemlerin hedeflendiğini belirten Gökkaya, şu açıklamayı yaptı:
“Yani burada çok ağır şiddet olaylarına karışan çocukların diversiyon yöntemlerine tabi tutulması gibi bir amacımız yok. Şu ana kadar da Türkiye’de uygulanan gerek uzlaştırma olsun gerek kamu davasının açılmasının ertelenmesi olsun bunda da hep ya 2 ya da 3 yıllık cezanın üst sınırı itibarıyla sınırlar var. Burada çok ağır bir kasten yaralama eylemine ya da yağma eylemine ya da cinsel saldırı, istismar eylemlerine katılan çocukların diversiyona tabi tutulması gibi bir hedefimiz, amacımız ya da çalışmamız yok.”
TBMM komisyonundaki bu tartışmalar, çocuk suçluluğu ile mücadelede aile faktörünün sorumluluğunu ve mevcut yasal düzenlemelerin bu yönde nasıl etkin kılınabileceğini bir kez daha gündeme taşıdı.
