ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, İran’a yönelik askeri operasyonların yakın gelecekte daha da şiddetleneceğini duyurdu. Rubio, ABD Kongresi’nde İran’a yönelik saldırılara ilişkin brifing öncesi basın mensuplarına yaptığı açıklamada, “İran’a saldırıların kapsamında ve yoğunluğunda ciddi bir değişim algılamaya başlayacaksınız” dedi.
“İran Asla Nükleer Silaha Sahip Olamaz”
ABD’nin İran politikasının temel hedeflerinin Başkan Donald Trump tarafından belirlendiğini vurgulayan Rubio, “İran, asla nükleer silaha sahip olamaz” ifadesini kullandı. Rubio, Amerikan ordusunun İran’ın askeri kapasitesini sistematik olarak hedef aldığını belirterek, “Amerikan ordusunun İran’ın füzeleri, fırlatıcıları, üretim kapasitesi ve donanmasını sistematik bir şekilde imha ettiğini” söyledi.
Operasyonlar Planlandığı Gibi İlerliyor
Savunma Bakanlığı’ndan aldığı bilgilere dayanarak konuşan Rubio, operasyonların planlandığı gibi hatta takvimin önünde ilerlediğini iddia etti. Bu açıklama, bölgedeki gerilimin daha da tırmanacağına dair net bir işaret olarak yorumlandı.
İsrail Faktörü ve Saldırı Kararının Gerekçesi
İran’a saldırı kararının İsrail’in etkisiyle alınıp alınmadığı yönündeki bir soruya Rubio, şu çarpıcı yanıtı verdi:
“Bunun zaten olması gerektiğini söyledim. Başkan bir karar verdi ve bu karar, İran’ın balistik füze programının sağladığı dokunulmazlığın arkasına saklanmasına izin verilmeyecek olmasıydı. Başkan, müzakerelerin işe yaramayacağına, bizi oyaladıklarına ve tehdidin kabul edilemez olduğuna karar verdiği anda saldırı kararı alınmıştı. Bu hafta sonu bu tehdide karşı İsrail ile ortak hareket etmek için benzersiz bir fırsat sundu ve başarı ihtimali en yüksek olan zamandı. Başkan, ilk hareket etme kararını aldı çünkü onların bize ilk darbeyi vurmasına izin verilemeyeceği sonucuna vardı. Onlardan bir darbe almamamız gerekiyordu.”
Bu açıklamalar, ABD yönetiminin İran politikasında diplomasi yerine askeri seçeneğe ağırlık verdiğini ve bölgedeki hamlelerini daha da sertleştireceğini gösteriyor. İran ile ABD-İsrail ekseni arasındaki gerilimin küresel enerji güvenliği ve bölgesel istikrar üzerindeki etkileri endişeyle takip ediliyor.
