Gaziantep’in İslahiye ilçesinde, Amik Ovası’nın can damarı olan Tahtaköprü Barajı, son aylardaki etkili yağışlar ve kar erimeleriyle birlikte yeniden hayat buldu. Geçen yıl kuraklık nedeniyle su seviyesi yüzde 2’lere kadar düşen baraj, şu anda 297 milyon metreküp kapasiteye ulaşarak doluluk oranını maksimum seviyeye çıkardı.
Bu gelişme, kuraklık döneminde suların çekilmesiyle gün yüzüne çıkan tarihi yapıları yeniden gözlerden uzaklaştırdı. Baraj gölünün çekildiği dönemde ortaya çıkan Hicaz Demiryolu’nun 20 kilometrelik bölümü, 7 metre yüksekliğindeki tarihi köprü ayakları ve milattan önce 10 binli yıllara tarihlenen Hamamlar Höyüğü, barajın dolmasıyla birlikte tekrar sular altında kaldı.
Üreticilerin Yüzü Güldü, Kuşlar Geri Döndü
Barajdaki su seviyesinin yükselmesi, bölge çiftçileri için büyük bir rahatlama sağladı. Aynı zamanda göçmen kuşların önemli bir konaklama noktası olan Tahtaköprü Barajı, 22 farklı türden 6 bin 477 kuşa yeniden ev sahipliği yapmaya başladı. Kuraklık endişesinin yerini tarımsal üretim için su güvencesi aldı.
“Sulama Teknikleri Değişmeli” Uyarısı
İslahiye Ziraat Odası Başkanı Osman Erdoğan, yaşanan gelişmeleri değerlendirirken, kalıcı çözümler üzerinde durdu. Erdoğan, “Geçtiğimiz yıl aşırı sıcaklarla birlikte kuraklıkla karşı karşıya kalmıştık. Barajımızda su seviyesi yüzde 2’lere düşmüştü. Su seviyesinin düşmesiyle ortaya çıkan Hicaz demir yolunun 20 kilometrelik kısmı, 7 metrelik köprü ayakları ve Hamamlar Höyüğü bu yıl karın yağması, son 7 ayda metrekareye düşen yağışın fazla olması ile birlikte yeniden sular altında kaldı. Su seviyesi 297 milyon metreküpe yükseldi” ifadelerini kullandı.
Erdoğan, iklim değişikliği ve kuraklık risklerinin devam ettiğine dikkat çekerek, tarımda su tasarrufu sağlayan modern sulama tekniklerine geçişin şart olduğunu vurguladı. Bu sayede, benzer kuraklık senaryolarına karşı bölge tarımının daha dirençli hale getirilebileceğini belirtti.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın denetiminde olan su kaynakları yönetiminde, Tahtaköprü Barajı’ndaki bu toparlanma, iklimsel dalgalanmalar karşısında altyapı ve tarım politikalarının ne kadar kritik olduğunu bir kez daha gözler önüne serdi.
