Bitlis Eren Üniversitesi (BEÜ) Güzel Sanatlar Fakültesi Resim Bölümü öğrencileri Remziye Öğrü ve Gülcan Bulut, tarihi Hazo Hanı’nda düzenledikleri sıra dışı sergiyle sanatseverlerin yoğun ilgisini topladı. Yaklaşık 2 yıllık emeğin ürünü olan sergi, duygusal derinliği ve yaratıcı yorumuyla dikkat çekiyor.

Serginin açılışına Bitlis Belediye Başkan Vekili Necmi Menteş, Bitlis Eren Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Ayşe Dilek Özşahin Kireçci, Genel Sekreter Doç. Dr. Behçet Kocaman, Güzel Sanatlar Fakültesi Dekan Vekili Prof. Dr. Funda Masdar, çok sayıda akademisyen, öğrenci ve vatandaş katıldı.
Remziye Öğrü’nün Babasına Veda Sergisi
Resim Bölümü 4’üncü sınıf öğrencisi Remziye Öğrü, sergide 2 yıl önce kaybettiği babasının hastalık ve vefat sürecini sanata dönüştürdü. Babasının hastalığından vefatına kadar geçen süreçte yaşadığı duyguları fotoğraflara yansıtan Öğrü’nün çalışmalarında hüzün, özlem ve hatıralar ön plana çıkıyor.
Serginin en dikkat çekici bölümlerinden biri ise cam bir fanus içerisinde sergilenen kişisel eşyalar oldu. Fanusun içerisinde babasının vefatından önce giydiği kıyafetler ile yıllardır kullandığı tespih yer aldı.
Öğrü, duygularını şu sözlerle ifade etti: “Bu sıra dışı sergimizde 2 yıl önce kaybettiğim babamı sanata dökmek istedim. Her bir çalışmada farklı duygular, farklı tebessümler bulunmakta. Aslında parça parça ama birleşince bir bütün oluşturuyor. Ortada bulunan fanusun içinde gördüğünüz eşyalar babamdan bize kalan son mirastır. Yıllar boyunca üstünde hiç çıkarmadığı hala teri teni kokan kıyafetleri bulunmakta. Hala şapkası kokuyor. 7 yıl boyunca elinden hiç çıkarmadığı sabır çeken tesbih bulunmakta. Toprakla bütünleştirmemin nedeni topraktan geliyoruz ve toprağa gömülüyoruz.”

Gülcan Bulut’tan Varoluşun İzleri
Aynı bölümde okuyan Gülcan Bulut ise 3D yazıcılarla ürettiği insan uzuvları üzerinden bireyin varoluşunu ve toplumsal mesajları sanat diliyle yorumladı. 4 yıl boyunca hazırladığı çalışmalarını sergilemenin kendisi için özel bir anlam taşıdığını belirten Bulut, şunları söyledi:
“Yağlı boya sergilerimiz ve enstalasyon çalışmalarımız var. Bu tarihi mekanla bağdaştırıp anlatmak istedik. Bunun manası bizde çok fazla. Çünkü buraya insanlar geldi. El izlerini bıraktı. Ayak izlerini bıraktı ve gitti. Benim için de uzuvlar sadece birer işlevsel birer organ değil. Benim için ifadenin birer gücü aslında. Yürüdüğümüz o ayak zamanla bebeklikten yaşlılığa doğru bitip tükenip yok olması. Gözlerin anlamını yitirmesi, yaşlanması. Bunlar benim için birer ifade aslında ve bunun yok oluşunu anlatıyorum.”







