Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar, 2030’lu yıllarda 166 milyar dolara ulaşması beklenen tıbbi kenevir pazarında Türkiye’nin pazar konumuna düşmemesi için stratejik adımlar atılması gerektiğini vurguladı.
Orta Karadeniz Kalkınma Ajansı (OKA) Yönetim Kurulu kararı doğrultusunda kenevirin, üretimden sanayiye uzanan süreçte katma değerinin artırılmasına yönelik çalışmalar bir bir hayata geçiriliyor. Bu kapsamda Samsun’da ‘Tıbbi Kenevir ve Değer Zinciri Çalıştayı’ düzenlendi. Çalıştayda, tıbbi kenevir alanındaki gelişmeler ve potansiyel değerlendirilirken, sektörün mevcut durumu ile geleceğe yönelik yol haritası ele alındı.

Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Kenevir Araştırmaları Enstitüsü’nün ev sahipliğinde, OMÜ Teknoloji Transfer Ofisi (TTO), OKA ve Medikal Sanayi Kümelenme Derneği (MEDİKÜM) iş birliğiyle OMTEL Otel’de düzenlenen organizasyona OMÜ Rektörü Prof. Dr. Fatma Aydın da katıldı. Organizasyonda kamu kurumları, akademisyenler, sektör temsilcileri ve ilgili paydaşlar bir araya geldi.
Tıbbi Kenevir Pazarı Hızla Büyüyor
TİTCK Başkanı Prof. Dr. Ahmet Ayar, tıbbi kenevirin her yıl yaklaşık yüzde 25 oranında büyüdüğünü belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Her yıl yaklaşık yüzde 25 oranında büyüyen ve dünya tarihinde üçüncü kez dosyası açılarak kullanımı teşvik edilen tıbbi kenevirin, ülkemiz adına güvenli, kaliteli ve etkili şekilde kullanılması amacıyla Sağlık Bakanlığı tarafından başlatılan ve TBMM’de onaylanan bir kanun hayata geçirildi. Kanunun ikinci mevzuat çalışmaları da sürdürülüyor. Burada önemli olan, zincirin tüm halkalarının görevlerini eksiksiz yerine getirmesidir.”

Pazar Konumunda Kalma Riski
Prof. Dr. Ayar, Türkiye’nin bu sanayide zamanında harekete geçebilmesi ve pazar konumuna düşmemesi için sürecin tüm yönlerinin doğru anlatılması gerektiğini vurguladı. Ayar, şöyle devam etti:
“Türkiye’nin bu sanayide zamanında harekete geçebilmesi ve pazar konumuna düşmemesi için sürecin tüm yönlerinin doğru anlatılması gerekiyor. Mevzuat hazırlanırken uluslararası ticaret ve rekabet süreçleri dikkate alınarak ithalat konusu henüz düzenlemeye dahil edilmedi. Düzenleme tamamlandığında uluslararası ürünlerin de sağlık amacıyla hastalara erişimi sağlanacak. Türkiye’nin coğrafi avantajları, üretime uygun toprakları ve geleneksel birikimiyle yüksek katma değerli ham madde üreten ülkeler arasında yer alma potansiyeli bulunuyor. 2030’lu yıllarda 166 milyar dolara ulaşması beklenen bu pazarda, Türkiye’nin önemli bir konuma gelebilmesi için stratejik adımların atılması gerekiyor. Bu potansiyelin değerlendirilmesi için tüm paydaşların bilgi, tecrübe ve analizlerini ortak bir zeminde buluşturması gerekiyor. Aksi halde Türkiye’nin pazar konumunda kalma riski bulunuyor.”

Finansal Destek Önemli Bir İhtiyaç
Gelecekte sağlık alanında üretim odaklı bir yaklaşımın önem kazanacağını söyleyen Dr. Ayar, şunları kaydetti:
“Öncelikli hedef üretim altyapısının oluşturulması olmalıdır. İthalata ilişkin düzenlemelerse sonraki süreçte değerlendirilecektir. Amaç; hastaların ve sağlıklı yaşamı sürdürmek isteyen bireylerin tıbbi kenevir ürünlerine yasal yollarla erişimini sağlamaktır. Almanya, Fransa, Hollanda, Kanada, Avustralya ve İsrail gibi ülkelerde yapılan incelemelerde tıbbi kenevir ürünlerinin kullanımının bağımlılığı artırmadığı, bazı alanlarda ise azalttığının görüldüğü ifade edildi. Kimyasal ilaçların ardından biyolojik ajanlara yönelim arttı. Bu ürünlerin birçok hastalıkta daha etkili ve daha güvenli olduğu görülmesine rağmen maliyetleri oldukça yüksek seviyelerde bulunuyor. Bu nedenle gelecekte sağlık alanında üretim odaklı bir yaklaşımın önem kazanacağı değerlendiriliyor. Hep birlikte buna hazır olmamız gerekiyor. Daha etkili ve daha güvenli ilaçlardan mahrum kalan vatandaşlar, bunun etkilerini doğrudan hissedecektir. Ancak mevcut altyapının bu ihtiyaçları karşılayabilecek potansiyele sahip olduğu görülmektedir. Bu nedenle bu alanda akademik ve finansal desteğin artarak sürmesi önemli bir ihtiyaçtır.”
Bu Alan Yeniden Harekete Geçirilmeli
Prof. Dr. Ayar, geleneksel bitkisel tedavilerin de değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, şu ifadeleri kullandı:
“Bir diğer önemli konu geleneksel bitkisel tedavilerdir. Geçmişte kullanılan yöntemlerin güvenliği ve etkinliği konusunda farklı görüşler bulunmaktadır. Bu noktada önemli olan, geleneksel yöntemlerin destekleyici olarak kullanılıp kullanılamayacağının değerlendirilmesidir. Tüm kaynakların tek bir alana yönlendirilmesi yerine, farklı yaklaşımların yeniden analiz edilmesi gerekmektedir. Geleneksel bitkisel tıbbi ürünlerin hangi ölçüde destekleneceği dikkatle değerlendirilmelidir. Kenevir de vücutta bulunan endokanabinoid sistemiyle ilişkilidir. Bu sistem ağrının azaltılması, öğrenme süreçleri, dikkat mekanizmaları ve sindirim sistemi üzerinde çeşitli görevler üstlenmektedir. Bu nedenle geniş bir çerçevede değerlendirildiğinde kenevirin bilimsel açıdan araştırılması gereken bir alan olduğu görülmektedir. Ayrıca bazı kimyasal maddelerle karşılaştırıldığında karaciğer üzerindeki etkileri, bağımlılık oluşturma potansiyeli ve zamanla etkisinin azalması gibi durumlar açısından önemli bir potansiyel taşıdığı değerlendirilmektedir. İnsanların ihtiyaç duyduğu bu alanın yeniden harekete geçirilmesi gerekmektedir. Bilimsel çalışmaların doğru bilgilendirme temelinde sürdürülmesi ve bu alandaki çalışmaların desteklenmesi önem taşımaktadır.”
