Bursa Teknik Üniversitesi (BTÜ) tarafından 15 yıllık araştırma sonucunda geliştirilen bor katkılı enjeksiyon malzemesi, ilk kez bir binanın zemininde uygulanmaya başlandı. Gemlik’te zemin sıvılaşması nedeniyle oturma ve çatlaklar oluşan 6 katlı bir binada hayata geçirilen proje, yurt dışındaki benzerlerine göre daha etkili ve düşük maliyetli bir çözüm sunuyor.

Zemin Sıvılaşmasına Karşı Devrim Niteliğinde Yöntem
BTÜ Deprem Uygulama ve Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Eyübhan Avcı, üst yapısı sağlam ancak zemin sıvılaşması görülen bölgelerdeki binaları yıkmadan, zemin iyileştirmesi yaparak depreme daha dayanıklı hale getirmeyi amaçladıklarını açıkladı. Prof. Dr. Avcı, “Açtığımız küçük deliklerden zemine verdiğimiz enjeksiyon malzemesinin hızlı şekilde katılaşıp zemine yayıldığını gözlemliyoruz. Bu sayede sıvılaşma görülen zemin kayaya yakın bir form haline geliyor” dedi.

15 Yıllık Araştırmanın Ürünü: Yerli ve Milli Teknoloji
Prof. Dr. Eyübhan Avcı, geliştirilen teknoloji hakkında şu bilgileri verdi: “Kimyasal enjeksiyon başlığı altında, yaklaşık 15 yıl önce başladığımız çalışmaların artık son evresine gelmiş durumdayız. Kullandığımız yöntem, Japonya ve Amerika gibi ülkelerde zemin sıvılaşmasının önlenmesinde yaygın olarak kullanılan bir teknik. Biz de bu tekniği temel alarak, yerli ve milli imkanlarla, bor da dahil olmak üzere çeşitli bileşenler içeren yeni bir malzeme geliştirdik.”

Patentli ve TÜBİTAK Destekli Proje
Bor madeni katkılı enjeksiyon malzemesinin geliştirilme aşamasının laboratuvar deneyleri ile başladığını belirten Prof. Avcı, “İlk numuneleri aldıktan sonra çok sayıda deney yaptık. Numuneleri uzun süre bekleterek zaman içindeki performanslarını ölçmeye çalıştık. Sonraki süreçte hem Türk hem de Amerika Birleşik Devletleri patent kurumuna başvuru da bulunduk ve patent tescilimizi aldık. Bu kapsamda projemiz, TÜBİTAK 1001 Deprem Araştırmaları çağrısı kapsamında desteklendi” ifadelerini kullandı.

Arazi Testlerinde Başarı Kanıtlandı
İlk uygulamanın fay hatlarının geçtiği ve riskli bir bölge olan Gemlik Kurşunlu Sahil Bölgesi’nde gerçekleştirildiğini aktaran Prof. Dr. Avcı, “Yaklaşık 6 aylık bir süre içinde arazi çalışmalarını tamamladık. Daha sonra burada yaptığımız deney ve testlerle malzemenin etkinliğini ölçmeye çalıştık. Bu süreçte diğer yöntemleri de karşılaştırmalı olarak denedik. Deneyler ve uygulamalar sonrasında bu yöntemin, diğer yöntemlere göre zemin sıvılaşmasını önlemede daha etkili olduğunu gördük” dedi.

Çevreci ve Ekonomik Avantajlar
Prof. Dr. Eyübhan Avcı, yöntemin önemli avantajlarını şöyle sıraladı: “Bu tekniğin önemli avantajları var. Çimento bazlı malzemelere kıyasla, karıştırdıktan sonra malzemenin katılaşma süresi ayarlanabiliyor. Bu en büyük avantajlardan biri. Özellikle ülkemizde birçok bölgede yer altı su seviyesi yüzeye yakın. Bizim malzememiz ise hızlı yerleştiği için katılaşma süresini 5-10 dakika gibi kısa aralıklara ayarlayabiliyoruz.”

Prof. Dr. Avcı, ekonomik ve çevresel avantajlara da dikkat çekti: “Ekonomik yönü de önemli. Uygulama çok yüksek maliyetli değil çünkü malzemeyi tamamen yerli ve milli imkanlarla üretiyoruz. Ayrıca çevreci bir malzeme. Madenlerden elde ettiğimiz ürünü tekrar zemine enjekte ediyoruz ve olası bir şekilde yer altı suyuna karışması durumunda da herhangi bir kanserojen etkisi bulunmuyor.”

Pratik Uygulama Detayları
Gemlik Belediyesi’nin talebi üzerine 6 katlı binanın zemininde çalışmaya başladıklarını ifade eden Prof. Dr. Avcı, uygulama sürecini şöyle anlattı: “Şu anda binanın içinden küçük delikler açıyoruz. Donatı tarama cihazıyla, demir donatılara zarar vermeyecek şekilde yaklaşık 3 veya 4 santimetrelik delikler açarak uygulamamızı yapabiliyoruz. Bu uygulamayı 20 metre derinliklere kadar rahatlıkla gerçekleştirebiliyoruz. Zaten zemin sıvılaşmasının görüldüğü aralıklar da bu derinliklerde. Aşağıdan yukarıya doğru enjeksiyonlama işlemi yaparak, binanın oturduğu zemini neredeyse katı bir form haline, yani kayaya yakın bir form haline getiriyoruz.”


Bu yerli ve milli teknoloji, deprem riski yüksek bölgelerdeki binaların güçlendirilmesi için umut vaat ediyor ve ülkemizin deprem gerçeğine karşı önemli bir mühendislik çözümü sunuyor.
